Bugün yaşananlar, sıradan bir günün arasına gizlenmiş küçük, özel bir hikâyeydi.
İçimdeki coşku dolu duyguları saklayamayarak, “Bugün öğleden sonra sana çiçek yollamayı düşünüyorum, tabi isimsiz,” dedim.
Sen de sanki aklımdan geçeni çoktan duymuşsun gibi,
“Dün gece aklıma geldi biliyor musun… çiçek yollar mı acaba diye düşündüm,” diye yazdın.
Bu kadar denk düşmek, insanın içinde tarif edilemeyen bir sıcaklık bırakıyor.
Hiç zaman kaybetmeden seçtiğim çiçekleri gönderdim.
Mavi beyaz kasımpatılar…
Sade, dingin, huzurlu… tıpkı sende hissettiğim şey gibi.
Bu küçük seçimin bile seni düşündüğüm bir an olduğunu bilmeni istedim.
Notuna da içimden geçen en yalın cümleyi yazdım:
“Günün güzelleşsin diye küçük bir dokunuş…
Bal arım, aklımdasın.”
Çiçekler eline ulaştığında yüzündeki ifadeyi tahmin etmek zor değildi.
“Çiçekler çok güzel, bir de nazar boncuğu konmuş,” diye yazdın.
O detayı fark etmen bile yetti… bir şeylerin doğru yerden dokunduğunu bilmek çok güzel.
Sana cevaben,
“Sen mutlu oldun ya… gerçekten gerisi hiç önemli değil,” yazdım.
Çünkü öyleydi; senin sevincini uzaktan bile hissediyordum.
“Evet oldum,” dedin; içten, saklamadan… o doğal hâlinle.
Bir ara fırsat bulup odama geldin teşekkür etmek için.
Eğildin, usulca yanağımdan öptün…
Sonra hızlıca kendi yerine döndün, o küçücük cesareti kimseler fark etmesin diye.
Ve işte o an… zaman bir anlığına durdu.
Yanağıma kondurduğun o minicik öpüş, bende tarif etmesi zor bir duyguya dönüştü.
Göğsümün tam ortasına sıcak bir şey oturdu; nefesimi hızlandıran, içimde doğru yere dokunan bir sıcaklık…
Dizginleyemediğim bir heyecan… kelimelere sığdıramadığım bir mutluluk.
Küçücük bir an… ama etkisi bütün günümü altüst edecek kadar güçlüydü.
Dayanamadım, o anı biraz daha gerçek kılmak istedim ve yazdım:
“Bir de benim yanağımdan öpmedin mi… Offf of…”
Gülümseyerek yazmış olsam da ciddiydim; çünkü benim için gerçekten küçücük bir şey değildi.
Ve senden gelen o kısa cevap, günün en sıcak cümlesi oldu:
“İçimden geldi.”